YANLIŞ İNANÇ VE VARSAYIMLARI FARK ETMEK / BIRAKMAK

Zihin boşluklardan hoşlanmaz ve elimizde yeterince bilgi olmadığında, geçmiş deneyimlere dayanarak eksik bilgileri tamamlama yeteneği vardır. Sözcüklerin içindeki ünlü harfleri çıkardığımızda bile, zihin bunu kendiliğinden tamamlar ve o sözcüğün ne olduğunu anlar. Enformasyon eksikliği olan durumlarda, bilgi oluşturmak için genellikle seçenekler arasından bize en tanıdık olanları seçeriz. Geçmiş deneyimlerden yola çıkarak oluşturduğumuz kalıp yargılarımızdan meydana getirdiğimiz biz repertuarımız vardır. Eksik bilgimizi, bağlı olduğumuz inançlarla tamamlarız. Örneğin, daha önce bir başkası için terk edildiğimiz bir ilişki yaşamışsak, şuan yaşadığımız ilişkide telefonumuza yanıt verilmemesi gibi basit bir durumla karşılaştığımızda aklımızda birçok seçenek belirir. Telefonu duymaması, bir işinin olması, meşgul olması, arkadaşlarıyla olması yada bizi aldatıyor olması gibi… Sebebi tam olarak bilmediğimiz yani bilgi eksiğimiz olan böyle bir durumda bile, birçok olasılık belirir zihnimizde. Fakat biz, bilgi ile geçmiş deneyime bağlılık arasındaki ayrımı bilmediğimiz zaman, direkt olarak, eski öykümüze en iyi uyan varsayıma yöneliriz: “Yine aldatılıyorum, kesin bir başkasıyla birlikte!”
Herhangi bir deneyimden yola çıkarak edindiğimiz kalıp düşünceler ve tepkiler, biz bunların ayırdına varmadığımızda her seferinde, tekrarlanır ve yerleşik inançlara, davranışlara dönüşür. Böylelikle artık tamamen ikna olmuş oluruz, ikna olduğumuz şeyin doğru olduğunu sanırız. Güvensizliğimiz pekişir. Bu inanç o kadar güçlüdür ki, elimizde somut gerçekler olsa bile, biz hala o inanca bağlı kalarak yorumlarda bulunuruz. Çünkü varsayımlarımız, boşlukları doldurmak için sarıldığımız çözüm yollarıdır ve biz her seferinde onları haklı çıkarmaya çalışarak, gerçekten daha çok gerçek olduğunu sanırız varsayımlarımızın. Her bir birey, kendi öykü versiyonunu bağlılıklarına dayanarak doğru olduğunu varsaydığı tanıdık açıklamalarla tamamlayacaktır. Her olayın kendi açımızdan bir hikayesini yaratarak buna inanma eğilimindeyizdir. Öykümüze en iyi uyan, daha önce aldatıldığımız için yine aldatılıyor olma ihtimalimizse, bu varsayıma bağlılığımız bizim için artık somut gerçekliklerden bile daha kesindir. Çünkü en tanıdık olan odur. Oysa hiçbir varsayıma bağlanmayabilir yada diğer seçeneklerden birine(meşgul olması, telefonu duymaması vs) bağlanabilirdik.

Varsayımlarımızın gerçek değil, sadece birer olasılık olduğunun bilincindeysek bunların bizi ve hareketlerimizi yönetmesini engellemek kolaylaşır. Küçük bir egzersiz yapabiliriz. Hafızanızı yoklayın, geçmişte yapıp sonradan yanlış olduğu ortaya çıkan varsayımlarınızı hatırlayın. Neden bu varsayımlarda bulunmuştunuz? Eksik bilgi parçalarını saptayın ve boşlukları neden o varsayımlarla doldurduğunuzu düşünün. Hemen her durumda, uydurduğunuz hikayelerin belirli inanç yapılarına bağlı olduğunu, verdiğim örnekteki gibi belki daha önce bir kez yaşamış olduğunuz geçmiş deneyimlere bağlı olduğunu göreceksiniz. Bu yanlış bağlılıkların kaynağını sorgulamadığınız sürece gelecekte acı çekmenize yol açacaklardır. Varsayımlarımız sorgulanmadan bırakılırsa bunlar gerçekmiş gibi pekişecektir. Örnekte olduğu gibi, aslında aldatılmadığım ortaya çıkmasına rağmen, neden böyle bir varsayımda bulunduğum sorgulanmazsa, bu hayali ihanet öyküsü duygusal benlik algımda olumsuz etki yaratarak, ilişkilere dair yanlış inançlarımı gerçekmiş gibi düşünmeme sebep olacaktır. Bu egzersizin amacı, yaşamımızda negatif etkisi olan varsayımların temeline inerek, onları fark etmektir. Gerçek, bizi özgürleştirir. Yanlış inanç ve varsayımlara olan bağlılıklarımızın nedenlerini keşfettiğimizde, özgürleşiriz ve bu fark etme anı bize bir yarayı iyileştirme olanağı verir.
Bir sonraki yazımda, kendi kendimize yarattığımız inançları, öykü ve varsayımları nasıl sorgulayabileceğimize dair birkaç soru örneği vereceğim. Bu yazıyı yazarken, Bağlanmanın Beş Seviyesi adlı kitaptan faydalandım. Umarım işe yarar bir yazı olmuştur.

Özlem Taşdemir