İLİŞKİLER: BEN VE ÖTEKİ

Her ilişkinin iki tarafı vardır. Biri kendimiz, diğeri ise öteki. Aslında sorun tam da buradan başlar. İnsan kendi dışındaki herkese, istemese bile yabancıdır. Bu kişi annemiz, babamız, eşimiz yada çocuğumuz olsa bile bu böyledir. Çoğu zaman kendimizi bile tanımadığımız ve kendimizle bile iyi ilişki kuramadığımız düşünülürse, kendimiz dışında bir başkasıyla sorun yaşamamız aslında gayet normaldir. Peki ne yapacağız, hep sorunlarla mı devam ettireceğiz ilişkilerimizi ?

Öncelikle şunu kabul etmemiz gerekiyor. İlişkinin bir tarafı biziz, diğer tarafı ise bir başkası ve o diğer tarafa yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Biz yalnızca kendi sınırlarımız dahilinde olanlardan ve kendi yarımızdan sorumluyuz. Ancak kendi yarımızı düzeltebilir, değiştirebiliriz. Diğer yarıdan, karşı taraf sorumludur ve biz o tarafa müdahale edemeyiz. Başkalarını değiştiremeyiz. Yapabileceğimiz tek şey, onları oldukları haliyle sevmek yada sevmemektir. Sadece bunun seçimi bize aittir.

Bazen ilişki içinde olan bazı şeyler tamamen bizimle ilgilidir ve karşı tarafla hiçbir ilgisi yoktur. Yada tam tersi, tamamen onunla ilgilidir ve bizimle alakası yoktur. Ama biz, her şeyi kişiselleştirip alınmaya müsait olduğumuz için, kendi sınırımız dışındaki problemleri de üstümüze alırız. Örneğin; eşimizin canı sıkkındır ve o an konuşmak istemiyordur ve bunun bizimle ilgisi yoktur. Suskunluğunun yada can sıkıntısının sebebi tamamen başka bir şeydir. Bizse, “acaba ne yaptım?” diye kendimizi sorgulamaya başlar ve karşı tarafın da üstüne gideriz. Halbuki yalnız kaldığında tüm gerginlik dağılır ve belki eskisinden daha enerjik bir şekilde yanımıza dönebilir. Anahtarın kilide uyması işte bu nedenle gereklidir. İlişkinin başında vardığınız anlaşma, birbirinize, her ne iseniz o olma hakkını tanımak olduğunda, ortada hiçbir sorun kalmaz.

İlişkide karşımızdaki kişinin ne hissettiğini, ne düşündüğünü, ne istediğini asla bilemeyiz. Peki biz ne yaparız? Her şeyi bilme, kontrol etme ve garanti alma dürtüsüyle sürekli karşı tarafın sorumluluğunu da üstümüze almaya kalkarız. Saçımızı süpürge ettiğimizi sanırken, aslında karşı tarafa “sana saygı duymuyorum, senin bazı şeyleri becerebileceğine inanmıyorum” mesajı veririz ve pek çok zaman bu sebeple, yaptığımız fedakarlıkların karşı taraftan değer görmediği duygusuna ulaşırız. Diğer tarafla yapabileceğimiz tek şey, onunla güzel zaman geçirmek, ilişkiyi paylaşmaktır. Ne beklentilerimizi karşılamasını ne de bizim istediğimiz o kişi olmasını isteyemeyiz. Herkes kendi düşünü düşler. Biz ne kadar istersek isteyelim, onun düşünü düşleyemeyiz ve onun kendi düşüne müdahale edemeyiz. Tıpkı onun da bize edemeyeceği gibi…

Eşinizle yada sevgilinizle ilişkinizi bir ekip, bir takım olarak düşündüğünüzde her şey gelişmeye başlar. Tıpkı bir oyunda olduğu gibi amaç keyif almak olmalı, kazanmak yada kaybetmek önemini yitirmeli. Ve nasıl ki bir oyun arkadaşınıza, oyun esnasında “öyle oynama, topa böyle vurma” dediğinizde, oyunun tadının kaçtığını fark ediyorsanız, aynı şey ilişki içinde geçerlidir. Karşınızdakinin bu ilişki içinde nasıl var olacağına sıkça müdahale ederseniz, ilişkinin keyfi kaçar ve siz artık aynı takımın oyuncuları olmaktan çıkıp, kazanmak için birbirini kırıp döken rakip oyuncular haline gelirsiniz. Önemli olan aynı tarafta yan yana yer alabilmektir.

Sizi olduğunuz gibi seven, değiştirmeye çalışmayan insan doğru insandır. Aynı şekilde, sizin de olduğu gibi kabul ettiğiniz insan sizin için doğru demektir.

Düşleri, düşlerinize denk insanlarla buluşsun yollarınız…

Özlem Taşdemir